Popülizm dur durak tanımıyor


azınlıkça

Eurovision şarkı yarışması hakkında makale yazacağım aklımın ucundan dahi geçmezdi. Esasında bu sayıda, KEMO ve LMV’nin düzenlediği “Azınlık ve Din Özgürlüğü” konulu konferans hakkında yazacaktım, KEMO’nun nasıl yanlış yaptığına parmak basarak. Bütün bu planlarımı, Hülya Emin’in ve Cemil Kabza’nın Eurovision tahlilleri altüst etti.
Efendim, malumunuz Yunanistan, Türkiye’ye sıfır; Türkiye, Yunanistan’a 12 puan verdi Eurovision’da. Türkiye’deki birkaç gazete, Yunanistan’a karşı haklı şerzenişini dile getirdi. Tabiî Türkiyelinin duygusal tepki göstermesini anlayışla karşılamak lâzım. En azından “birkaç puan verselerdi” beklentisi vardı Türk insanında. Fakat azınlık gazetecilerinin, aynı tür tepkiyi, Türk-Yunan ilişkilerinin iyi gitmemesine zemin yaparak kullanması şaşılacak şey!
Türk-Yunan ilişkilerinin son durumunu ve Yunanistan’ın, Türkiye’ye karşı tutumunu Oxford`ta bir grup araştırmacı tarafından Eurovision hakkında yapılan analizler üzerinden yorumlamak, azınlık gazetecisinin başvurmaya dahi tenezzül etmeyeceği bir yol olmalıydı. Bu yaptıkları başlı başına popülizm!
*
Popülizm, gerçekte farklı toplumsal ve siyasal hareketleri, devlet politikalarını ve ideolojilerini belirtmek için kullanılmış; duruma göre kabuktan kabuğa giren bir kavram. Arkadaşlar, Türk Dil Kurumu sözlüklerine baktıklarında, popülizme halkçılık dendiğini ve yine Fransa’nın egemenliğinde türediğini görecekler. Fakat esasında anlamı kof bırakılmış sözlükte, popülizmin kötü anlam taşıdığına gönderme yapılmamış.
Popülizmin özünü oluşturan şeyin ülkeden ülkeye farklılıklar içermesi çok ta önemli değil. Neticede popülizmi, bir çeşit romantizm olarak görebiliriz. Çünkü popülizm, halkın duygularını okşamakla eş anlamlı bugün.
Halkın duygularını okşamanın nesi kötü diyenler olabilir. Oysa genelde halkın duygularını okşayanlar, bunu halkın yararına olduğu için değil, kendi politik çıkarlarına yarar sağladığı için yaparlar. Popülizm yapanlar halkın zayıflıklarını kullanırlar.
İbram Onsunoğlu ile bu minval üzerinde yaptığımız bir sohbette, popülizmin zirvesine oynayanlardan birkaçının söylemlerini aktarmıştı bana. Mesela, Arjantin’de Peron; kendi devletinden çalıp çırparken, halkın, “Ey Peron! Çal çalabildiğin kadar! Sen bizim liderimizsin! Sana her şey yakışır!” haykırışlarını örnek olarak dile getirmişti. Yunanistan’daki popülizmin başrol oyuncularına örnek olarak ise, iki üç yaşanmış olayı aktararak, Andreas Papandreu’yu göstermişti. Hafif eskimiş kuşak hatırlayacaktır Papandreu’nun maliye ve ekonomi bakanı Çovola’ya kullandığı popülist sloganı: “Çovola, dos ta ola! (Çovala, Hepsini ver!)”
Papandreu’nun popülizme sevdası çok fazlaymış, aralarından su sızmazmış. Bir seferinde Kozani’deki bir miting sırasında, yine duramamış popülizme başvurmuş Papanderu: “Halk kanunlardan üstündür!”
Hele Türkiye’nin, Ege’de sismik araştırmalara başladığı zamanki söylemleri ise popülizmden bahis açıldığında es geçilecek gibi değil. Türkiye, Ege’de sismik araştırmalar yapmak için Hora adlı bir gemiyi, Ege uluslararası sularına gönderir. Neden bilmiyorum ama, gemini adı daha sonraları Sismik olarak değiştirilecektir. Her neyse. Amacı Ege’de petrol aramak veya sismik araştırmalar yapmak olan Hora, 1976’da Ege’deki uluslararası sulardayken, Papanderu, mecliste ayağa kalkar ve o zamanın başbakanı amca Karamanlis’e karşı, Ege’nin baştan sona Yunan denizi olduğuna dair duyduğu sonsuz inanç ile tarihi sözünü haykırır: “Horayı batırınız!”. Papandreu’nun “Gemiyi batırınız” demesi, esasında Türkiye’ye karşı resmen savaş ilanıdır. Anlayacağınız soğukkanlı davranmak yerine popülizm yapan Papandreu’nun sözüne ordu uysa ve gemiyi batırsaydı, savaş çıkacaktı. Bu yüzden de popülizm halkın yararına değildir, sadece kendisine politik çıkar kazanmak isteyenlerin başvurdukları bir yöntemdir denmiş ya! Papandreu’nun o dönem yaptığına, halkın zayıflıklarını kullanmak, popülizm yapmak denir.
Popülizmin ne olduğu yeterince açıklandı sanıyorum. Fakat yine de popülizm yapanların, liderin veya ulus temsilcisinin (ki bu temsilcilik inancı, şarkı, güzellik vb. yarışmalarını da kapsar) rolüne kitlelerin hâmisi olarak büyük önem verdiklerine işaret etmeden geçmek istemiyorum. Esasında böyle siyasal bir stratejinin, popülizmdense, kişilikçilik olarak tanımlanması daha iyi olabilirdi ve bu bakımdan faşizmle kimi benzerlikler ve bağlantılara sahip olduğundan dahi bahis açılabilirdi. Fakat benim popülizmi ve uygulayıcılarını inceleme arzum, Eurovision tahlillerine saygısızlık olarak addedilebilir. En iyisi Eurovision hakkında analizler yapmaya ve bu analizler üzerinden Türk-Yunan ilişkilerinin son durumunu yorumlamaya devam edelim.
Bakın Hülya Emin, Eurovision şarkı yarışmasından yollanarak, Türk-Yunan ilişkileri hakkında köşesinde nasıl bir yorum yapıyor:
Eurovision`a "siyasetin" karıştığını inkar etmenin bir anlamı da yok artık… (Kendisi de siyasal bir yorum yaptığından, bu cümlesini savına destek olarak kullanıyor) …Yunanistan`ın Kıbrıslı Rumlara (ve tam tersi), Norveç`in komşusu İsveç`e, Belçika`nın Hollanda`ya, Türkiye`nin Bosna`ya oy vermesinin tesadüfi olmadığı artık bilimsel olarak da kanıtlandı… (sadede gelmeden önce bilimsel kanıtlarla sav perçinleştiriliyor) …Bana göre, bu yılki oylamanın en ilginç yanı, eski Yugoslavya ülkelerinin oylamaları ile Türkiye-Yunanistan arasındaki oylamaydı. (işte popülizm perdemiz açılıyor) …Oylamada, Doğu Bloku`nun yıkılmasının ardından, en sancılı parçalanmayı yaşayan eski Yugoslavya ülkelerinin "barıştığına" tanık olmak gerçekten ilgi çekiciydi. Bu ülkeler en yüksek puanları kendi aralarında dağıtmayı tercih ettiler. …Eurovision`a katılımının 31. yılında Elena Paparizu`nun "My Number One" parçasıyla birinciliği elde eden Yunanistan`dan, Türkiye`ye ise bu yıl oy çıkmaması bana göre tesadüfi değildi. …Son yıllarda iki ülke arasında yaşanan yakınlaşma, Eurovision Şarkı Yarışması`na da yansımıştı. …Görünen o ki Eurovision`daki Türk-Yunan flörtü kısa sürdü. Daha doğrusu tek taraflı bir aşka dönüştü. …Türkiye`nin 12 puan verdiği Yunanistan`dan ise Türkiye`ye gelen tek bir puan bile olmadı. Yani, yarışmanın bitiminden sonra 10 dakika olarak verilen sürede Yunanlıların eli Türkiye`ye oy vermek için telefona gitmedi. … oyların "komşular" arasında paylaşıldığı 50. Eurovision Müzik Yarışması`nda Yunanistan`ın komşusu Türkiye`ye hiç oy vermemesinin siyasi nedenleri olduğuna inanıyorum. Bir başka deyişle, iki ülke arasında yaşanan yakınlaşmanın ardından son dönemde ilişkilerde esen soğuk rüzgarların etkisi Eurovision`da kendini hissettirdi. Her iki ülke kamuoyunu yakından tanıdığım için, tepkilerini ölçmede de zorluk çekmiyorum. Yunanlıların, "Türk savaş uçaklarının Yunan hava sahasını sürekli ihlal ettiği" şeklinde Yunan medyasında yer alan iddiaların, Ege`de yeniden gündeme gelen Kardak gerginliğinin ve Karamanlis hükümetinin Türkiye politikasını sertleştireceği haberlerinin etkisi altında kaldığı kesin. Oysa Türk kamuoyunda, Yunan müziğine, uzosuna, sirtakiye olan hayranlık, ikili ilişkilerdeki krizlere her zaman olduğu gibi bugün de baskın geliyor. …Ege`nin iki yakasında veya bir yakasında iyi gitmeyen bir şeylerin olduğu kesin…

Hülya Emin, azınlık gazetecisi. Yunanistan’da da, Türkiye’de de popülizmin geniş bir taban kitlesini etkilediğinin herhalde bilincinde olmalı. Bunun sancısını en çok azınlıklar çektiğine göre, Hülya’nın ve Cemil’in popülizm yapacak kadar tepki göstermelerinin ardında başka sebepleri olmalı diye düşünüyorum. Yoksa laf olsun diye, birilerini mutlu etmek için popülizm yapmaya kalkarsak, Hülya’nın dediklerinin tam tersini söyleyebilmemiz de mümkün oluyor.
Mesela Hülya, Türkiye’ye sıfır puan vererek flörtü kesen Yunanistan’ın bu tutumunu, Yunanlıların Fır hattı, Kardak vs. hakkındaki olumsuz tepkisine yoruyorsa; Ben de, Türkiye’ye 12 puan veren Fransa’nın tutumunu, Türkiye’nin AB’ye girmesine can atan, Türk aşığı Fransızların müthiş desteğine yorabilirim! Hem benim popülist yaklaşımım, Hülya’ya oranla daha tutarlı. Fransa, Türkiye’nin komşusu bile değil. Fransa’nın, Türkiye’yle flört etme arzusunu; Yunanistan’ın ise Türkiye’yle flörtünü kesme kararını Eurovision’da göremeyenler utansın!
Mesela, her iki ülke kamuoyunu yakından tanıdığı için tepkilerini ölçmede de zorluk çekmeyen Hülya, Eurovision üzerinden Ege’nin iki yakasında veya bir yakasında iyi gitmeyen bir şeylerin olduğunu söylerken; ben de popülizm yaparak, Türkiye’nin, Yunanistan’a 12 puan vererek, Batı Trakya Türklerini önemsemediğini, hatta Yunanistan’ın Batı Trakya politikasından gayet memnun olduğunu verdiği 12 puanla ifade ettiğini, esasında Türkiye ile Batı Trakya arasında iyi gitmeyen bir şeylerin olduğunu söyleyebilirim.
Amaç popülizm yapmak olunca, Almanya’dan, Hollanda’dan, Belçika’dan; Türkiye’ye giden puanların, gerçekte Almanlar tarafından falan verilmediğini, orada yaşayan gurbetçilerin oylarıyla bu puanların geldiğini; son iki senedir Türkiye’ye oy veren Yunanistan’daki azınlığın bu sene telefonlara sarılmadığını, bu yüzden esas Türkiye’ye sıfır çekenin Yunanistan değil, Batı Trakya Türkleri olduğunu bile söyleyebilirim. Üstelik bu popülist yaklaşımımı destekleyecek bir analiz dahi bulabilirim:
Yunanistan nüfusu 11 milyon. Bunlardan 2,5 milyonu akraba vatanları olanlardır veya fakirdirler. (Bakınız: Yunanistan’da yaşayan Arnavutlar, Sırplar, Makedonlar, Ulahlar, Afrikalılar, Araplar, Yahudiler, Çinliler, mülteciler, Kürtler, Almanlar, İtalyanlar, Kıbrıslılar, fakirler vb.) Geri kalan 8,5 milyonun esasında oy veren kısmı %12dir. (Bakınız diğer ülke istatistikleri.) Bu da Yunanistan’dan diğer ülkelere oy verenlerin 1milyon olduğunu gösterir. Bu orandan 120 bin Türk düşülürse, komşu ve kardeş ülkelere oy veren Yunanlıların 880 bin olduğu ortaya çıkar. Analizler, toplam oylamada Kıbrıs’a verilen oyun %68 olduğunu gösteriyor. O halde Yunanistan’dan 12 puan giden Kıbrıs, 598bin Yunanlının oyunu almıştır. Yani Batı Trakya Türk azınlığı, blok olarak oy vermiş olsaydı, Türkiye, 10 veya 7 puan almış olacaktı.
Popülizmin dur durağı yok. Mesela, Türkiye’den, Yunanistan’a giden 12 puanın altında da, Yunanistan’dan (adalar dahil) Türkiye’ye giden Eurovision seçmeninin katkısının varlığından da bahis açabilirim. (Bakınız: Yunanistan’a oy vermek için Eurovision günü sabahı Türk topraklarına geçen Yunanlıların dökümü)
Gördüğünüz gibi, bu memleketi hergele ahırı haline getirmeye yetecek kadar popülist söylemler bulmak işin en kolayı. Bana göre popülizmi, burguyla ciğerlerden söküp atmak lâzım.
*
Hiç unutmuyorum, Sertap’ın birinci olduğu ve Athena’nın dördüncü olduğu senelerde heyecanla Türkiye’ye oy vermiştim. Herkes gibi Türkiye’nin birinci olma ihtimali dürtmüştü ellerimi telefona. Sertap’la olmuştu da. Fakat bu sene Eruovision akşamı, TRT’nin halka sormayıp kendi kafasından seçtiği müthiş tercihini gördüğümde ne yalan söyleyeyim, ben oy vermedim.
Eurovision üzerinden analiz yaparak, Fransızların Türkleri çok sevdiğine veya Yunanlıların Türklere küstüğüne ise… inanmıyorum vesselam.

Azınlıkça
Sayı:11

0 yorum:


Free Blogspot Templates by Isnaini Dot Com and Supercar Pictures. Powered by Blogger